Haber Üstü Reklam Alanı

ZAMAN SU GİBİ AKIP GİTMİŞ

1.9.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır



Yıllar zamana yenik düşüyor ve su gibi akıp gidiyor. Geçen yıllar insandan birçok şeyden alıp öyle de gidiyor. Tabi aldıklarının yanında kazandırdıkları ve hafızalarımıza kazıdığı birçok güzel anılarda bıraktığı oluyor. Şimdi gözlerimizi yumsak, kendimizi çocukluğumuzun olduğu saf, mutlu her zamanda tekrar tekrar yaşamak isteyeceğimiz o yıllarda bulsak kendimizi. O zaman ki kısıtlı imkanlar ile kaf dağı kadar olan mutluluklarımız ve neşelerimiz şimdiler de bu imkanlar bile o mutluluğun, gölgesi olamaz. Çocukluk zamanlarımızda ki oyun alanları şimdi ki oyun alanlarından kat ve kat fazlaydı. Nüfus fazlalığından dolayı çocukların oyun oynayabilecekleri oyun alanları çok kısıtlı. Yerel yönetimleri boş bulduğu alanlara yapılan parklardan başka pek oyun alanları bulunmamaktadır. Bizler o zamanın verdiği imkanlar ile her yer oyun alanımızdı. O zaman geniş oyun alanlarında bizler, belki de şimdi ki çocukların bilmediği, görmediği bazı oyunlarında biraz tehlikeli olduğu birçok oynadığımız oyunlarımız vardı. Bu oyunları büyük bir zevkle oynar çok keyif alırdık. Biraz tehlikeli dediğim oyun, çelik-çomak oyunuydu. Elimizde 1-1,5 m uzunluğunda bir sopa, bir de kısa bir çomak. Öncelikle yere bir delik açar deliğin üzerine de çomağı koyar, elimizde olan uzun sopayı da çomağın üzerinde bulunan deliğin içine sokup üzerinde ki çomağı en uzağa atmaya çalışırdık. Çalışırdık ama çomağın karşı tarafında da alana yayılmış 3-4-5 veya birkaç kişi daha olabilir. Uzağa atmaya çalıştığımız çomağı da orada bulunan arkadaşlar tutmaya çalışırlardı. Onlar da tutamazlarsa çomağın düştüğü yerden, çomağı atan kişiye fırlatırlar oda gelen çomağa elinde ki sopa ile vurmaya çalışırdı. İşte tehlikesi elinde ki sopa ile gelen çomağa vurduğu zaman, çomakta oyuncuların üzerine doğru gelir, bazen istenmeyen yaralanmalar olabiliyordu. Tehlikesi buydu bu oyunun. Ben kendi adıma, bizim evin karşı hemen çok çok eskilerin mezarlığıymış, bu daha sonraları park olarak yapılmış şanslıydık. Hemen evimizin önü oyun alanı ki diğer mahallelerden de arkadaşlar gelip türlü türlü oyunlar oynardık bu alanda. Meşe (gangoz da derdik) herkes meşelerini bir hizaya dizer, diğer oyuncu arkadaşlarda ellerinde ki meşe ile yerde dizilmiş meşeleri vurmaya çalışırlardı. Vuranlar alır ve vurulmadan kalanları da meşelerin başında bekleyen oyuncu alırdı. Yine meşeler ile, gazoz kapakları biriktirirdik onlarla da oynardık. Topaçlarımız vardı, toka da derdik. Toka ya ipi sarar ve yere ipi çekerek büyük bir hırsla fırlatırdık. O tokayı düzgün fırlattıysak yerde fırdöndü gibi dönerdi. O zamanlar çocuk aklıymış işte, tokaların ucu çiviydi. Tokalarımız o çivinin üzerinde dönerdi, biz o çiviyi söküp oraya bir sinek yakalayıp sokar ve tekrar çiviyi yerine takardık. Çocuk aklı dedim ya güya böyle yapınca o toka daha hızlı döneceğine inanırdık. Bu oyunlarda becerikli ve başarılı olanlar diğer arkadaşlarından daha kazançlı çıkarlardı. Bunlar beceri isteyen oyunlarımızdı. Bir de bizlerin hem el becerilerini geliştiren hem de zeka gerektiren kendimizin yaptığı, telden arabalar ve uçurtmalarımız vardı. Arabalarımızı biraz kalın bir telden yapardık, ucuna da uzun teli takar, bir de direksiyon yapardık. Yaptığımız bu arabayı iterek ve direksiyonundan çevirerek yol verir eğilmeden sürerdik. Becerikli olanlar bu arabayı bir güzel de süslerdi ki maşallah sanki gelin veya sünnet arabasıydı. Uçurtmalarımızı da kendimiz yapardık. O zamanlar tütüncülük yapan çoktu ve evlerde kargı bulunurdu, tütün ipi de vardı bir de gazete olduktan sonra bizlerde uçurtmalarımızı yapardık. Uçurtmalarımızı yaparken bir tutam un alıp, unu su ile karıştırıp yapışkan yapardık. Uçurtmayı yaparken gazetenin ip ile buluştukları yerleri onunla yapıştırırdık ve gayet te sağlam olurdu. Uçurtmaların kuyruğu da yapıldı mı uçmaya hazırdı. Bir araya toplaşıp diğer mahallede ki arkadaşlarımız ile mahalleler arası futbol maçları yapardık. O eğlencenin, heyecanın mutluluğu hiçbir şeye değişilmezdi. Ne ekmek ne de su isterdik oynarken. Mola verdiğimiz zaman da ara öğünlerimiz ekmek arasına sürülmüş salça ve bahçeden koparılmış mis gibi kokan domattı. O salça ve domatların tadı her halde halen daha damaklarda duruyordur. Bir de şimdilerde seyrek te olsa oynanan saklambaç oyunu. Parkımız büyüktü ve çam ağaçları çoktu ve kolay mıydı ebe olanın saklananları bulması. Ağaç tepelerine o ağaçların dallarının arasına saklanırdık. Saklambacı oynarken 3-5 kişi ile değil, 10-15 kişi ile oynardık. Kalabalık olunca bazen saklananları unuturduk. Sabahtan akşama kadar oynardık ve akşam olunca üzerimizde ağır bir tatlı yorgunluk kalırdı. Tabi ki bu oyunlarımızı boş zamanlarımızda oynardık. Okulumuza giderdik, bir de o zamanlarda tütüncülük vardı, tütün tarlalarına giderdik. Valla tütün işçiliği sabahtan akşama kadar oynadığımız oyunlardan çok çok zordu. Ama yapacak bir şey yok. O zamanlarda aileler ek gelir için ve işi çiftçilik olanların yaptığı emeği çok zor olan tütüncülükten kazanç sağlarlardı. Ben burada birkaç çocukluğumuzun oyunlarından bahsettim, daha birçok oyunlar var tabi ki oynadığımız. O güzel anıları yazmaya ne kalem yeter ne de sayfalar alırdı her halde. Sonuç olarak zaman su gibi akıp gitmiş. Onca geçen senenin geriye baktığın zaman nasıl geçtiğini bilemiyor insan. Ama böyle akıllara kazınmış, unutulmayacak birçok anılarımızla dolu beyinlerimiz. Şimdiler de bile hatırlayıp anarken mutlu oluyor insan. Her halde şimdilerde ki çocuklar bizler kadar şanslı değiller. Bizlerin oyun alanları çoktu, şimdi bakıyorsun hemen hemen her yer apartmanlarla dolu. Onlarda internet ve bilgisayarlarda çok vakit geçiriyorlar. Bizler oyunlarımızda beden gücüne dayalı oyunlarda çok enerji sarf ediyorduk. Ama şimdilerde oynanan oyunlarda bu kadar enerji sarf etmeyip daha çok zihin ile oynuyorlar.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Yorum yazmak için üye girişi yapınız! Üye Girişi

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Reklam Alanı