Haber Üstü Reklam Alanı

Tanışma Zamanı

31.12.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır



Yazar Cafe'de yeni sayılmasam da dört senelik bir aradan sonra sizlerle buluşmanın verdiği heyecanı hem büyük bir özlemle hem de birikmişliğin verdiği yazma aşkıyla dile getirmek isterim. Umutla, merakla, neşeyle  yeni güne, yeni mutluluklara, yeni acılara, yeni deneyimlere, yeni yıla ve en önemlisi de sizlere en içten duygularımla koca bir merhaba diyerek başlamak istiyorum.. Evet, biraz uzun olacak ama yazılarımı okumadan önce beni de tanımak isteyebileceğiniz düşüncesiyle böyle bir başlangıcın uygun olabileceği kanısına vardım. 

    2012 yılı akademik anlamda hayatımın kırılma noktalarından birini oluşturuyordu. Lise döneminin sona ermesiyle beraber, yeni bir  döneme adım atmıştım. 9 Eylül Üniversitesi Tarih Bölümü'nü kazanmamla birlikte hayatımdaki hedefleri gerçekleştirme yolunda önümdeki fırsatları iyi değerlendirmem gerektiğini biliyordum. Bu fırsatların bana altın tepside sunulmayacağının bilincinde olmakla beraber çalışmaya, çabalamaya, emeğe olan inancım büyüktü. Kendime bu doğrultuda bir yol çizmeye karar vermiştim. Çocukluğumun aksine, bu yeni hayat yolunda içe kapanık biri olmak yerine dışa dönük biri olmayı tercih edecektim ve nitekim üniversite hayatımda sahip olduğum arkadaş çevresi bana bu konuda büyük ölçüde yardımcı oldu. Arkadaşlık, dostluk kelimelerinin vücut bulmuş halleri artık hayatımı şekillendirmemde ve atacağım yeni adımlarda görünmez kalkan niteliği taşıyordu. 60 kişilik o sınıfta, çocukluğumun suskun günlerine isyan edercesine temsilciliğe adaylığımı koyduğum gün değişime ilk adımı atmıştım. İçimdeki ses korkuyordu. Ya olmazsa, rezil olursam kuşkusuyla çıkmıştım kürsüye. Temsilci olarak seçileceğimi ve alkışlanarak ineceğimi bilmeden... O günlerde içimdeki deli kan bir türlü durulmuyor, hayallerimi gerçekleştirme yolunda attığım adımlarda daha fazlasını başarabileceğimi söylüyordu. Çünkü; başarmıştım. Belki de yıllarca içime attığım öz güvenimi dışa yansıtma konusunda ilk defa harekete geçmiştim ve bunu yapabilmiştim. Dile getirebilecektim artık düşüncelerimi... Lise sıralarında; değil tahtada topluluğa hitap etmek, söz hakkı istemeye çekinip kendimi ifade etmekten aciz olan ben, artık bir şeyleri başarabilmenin umuduyla yeni adımlar atmanın gerekliliğine inanıyordum. Geleneksel toplum yapısının kalıplaşmış ve çocukluktan itibaren bizlere empoze edilmeye çalışılan hayat görüşünü bir türlü içime sindiremediğimi kendime kabul ettirmemle birlikte, ailemle dahi fikir çatışması yaşayabileceğim riskini göze alarak, benlik algımı dile getiren diyaloglara girişecektim. Korktuğum başıma gelmişti... Kabul görmüyordu düşüncelerim, onay vermiyordu ailem. Onlara göre, çevreme söylememem gereken siyasi, dini, ahlaki ve vicdani boyutu vardı düşündüklerimin. Annem, o zamanlar son sesine kadar açtığı teyipten yükselerek gelen sesin, beni ne kadar etkileyebileceğini düşünememiş olmalıydı. Çünkü; tavırlarıma anlam veremediğini hissediyordum. Gerçi nerden bilebilirdi ki Edip Akbayram'ın sesinden, sanatından çok, okuduğu parçaların içeriğine yoğunlaşabileceğimi. Yoksa neden beni dinlemeden, anlamaya çalışmadan karşı çıksın ki içimde korkarak gizlediğim özgürlük, adalet, eşitlik gibi kavramları dile getirme isteğime .Ezilenin, hakkını alabileceği güce sahip olduğunu söylediğimde neden bu kadar rahatsız oldu ki... Acaba, kendisi de mi korkuyordu düşünceleriyle yüzleşmekten diye alıkoyamıyorum kendimi çoğu zaman. Doğup büyüdüğümüz dönem aynı değildi. Ülkemizdeki siyasi ve toplumsal olaylar dahil olmak üzere, çevresel faktörler ve hayattan beklentilerimiz bize hayatı yorumlamada farklı bakış açıları sunuyordu. Herkes aynı şekilde düşünmek zorunda değildi tabiki ama kendimizi de ifade edebilmeliydik... Üniversitedeki akademik ve sosyal başarımın yanı sıra, evde oluşturduğum fikir çatışmasına kadar her şey insana ve insanlığa olan farkındalığımı daha da arttırıyordu. Artık başka bir hedefim daha vardı. Ekonomik olarak ailemden bağımsız olma çabamla birlikte, okurken çalışmaya başlayacaktım. İzmir- Kemeraltı bu doğrultuda öğrenciye iş fırsatı sunma açısından kolaylık sağlıyordu. Garsonluğa başladığım andan itibaren hayat mücadelesinin, emeğin, acının, çabanın, kurnazlığın hatta yeri geldiğinde haymazlığın kokusunu buram buram hissettirmişti hayat bana orada. Hissedebilmiş olmam öğrenmiş olduğum anlamına gelmiyordu. İyi ya da kötü, daha  henüz hiçbir şey bilmiyordum hayata dair. Bunu o zaman, o sıralarda (19 yaş) yeni yeni anlamaya başlamıştım. Hayat bazı insanlara çocuk yaşta, tek başına mücadele etme yükümlülüğünü adaletsizce üstlendiriyordu. Ben ise, ''ekmek elden, su gölden'' yaşıyor olmanın verdiği rahatlığı yeni fark ediyordum. Bunun bir lütuf olduğunu düşünerek düzene ayak mı uydurmalıydım, yoksa eleştirdiğim bu sistemi değiştirmek adına çaba mı harcamalıydım? İyilik meleği olmak değildi niyetim. Dezavantajlı bireylere profesyonel yardım sağlayarak, insan hayatını kolaylaştırma yolunda küçük bir adım atmak istiyordum. Geniş çaplı araştırmalarım sonucunda ''Sosyal Hizmet'' mesleğinin bana bu yolda ışık tutacağını fark etmiştim. Hayır, Tarih Bölümü'nü bırakmayacaktım. Genel kültür ve tarih bilinci adına büyük bir yatırımdı bana orası. Arkadaş çevremi ve okulumu da çok seviyordum. Kendime bir şeyler katmanın yanı sıra topluma da fayda sağlayabileceğim konusunda inancım tamdı. Açık Öğretim Fakültesi'nde Sosyal Hizmet Ön lisans Bölümü'ne başlamamla devam eden süreçte, yerel tarih çalışmalarına da ağırlık vermiştim. Bu çalışmaların işlevsel olabilmesi adına, kayıt altına alınıp halka sunulması için bir şeyler yapmalıydım. Gaziemir Belediyesi içerisinde gerekli birimlere başvuruda bulunarak bu isteğimi dile getirdim. Yazılarım ve araştırmalarım kabul gördü ve yayınlamaya başladılar... 

    Takvim 2016 senesini gösterdiğinde emeklerimin karşılığını aldığımı düşünüyordum. Artık mesleğim vardı. Diplomalar (Tarih Bölümü, Pedagojik Formasyon Eğitimi, Sosyal Hizmet Ön Lisans) tek tek elime ulaşmaya başladığında büyük bir mutluluk kaplıyordu içimi... Çalışmaya başlayacaktım. Bunu kesinlikle başaracaktım. Çünkü; ben elimden geleni yapmıştım ve sıra artık çabalarımın meyvesini toplamaya gelmişti. Hayata dair plan yapmaya başladığım dönemden itibaren hiçbir sorunla karşılaşmamıştım. Planladığım her şey takır takır işliyordu. Hayatımı kontrol altına alabilmiştim. İş başvurularımın ardı arkası kesilmiyordu. Çağırılacağım iş görüşmelerinden en kaliteli, en iyi maaş teklifi veren kurumu tercih edecektim. Ne güzel hayaller kurmuşum değil mi? Hiçbiri olmadı. Ben bunları düşünürken emeği, çabayı, üretmeyi, ilgiyi, başarıyı göz önüne alarak yapmıştım halbuki... Aylar içinde bazı geri dönüşler olsa da asgari ücret teklif eden kurumla bile karşılaşmadım.. Oysa ki ben bir Tarih Öğretmeni idim. Toplumun güya bize ihtiyacı vardı. Yanlış anlamış olmalıydım. Çünkü; toplumun bize ''ucuz iş gücü'' sağlama konusunda gerçekten de ihtiyacı varmış. Bunu öğrenmem sekiz ayımı almıştı. Sekiz ay içerisinde keşke sadece bunu öğrenmiş olsaydım. Algım değiştiğinde, bakış açım da yavaş yavaş değişmeye başlamıştı. Adam kayırma, akraba ilişkileri sayesinde mevki sahibi olma, bilgisi olmayanın yetki sahibi olması gibi birçok durumla karşılaştığımda çabanın, çalışmanın, emeğin önemini bir kez daha sorgulamaya başlamıştım. İş bulamadıkça yorulduğumu, umutlarımı yitirdiğimi, tükendiğimi, yıprandığımı hissediyordum. Kendimi dipsiz bir kuyuda boğulacakmış gibi düşündüğüm an bir şeylerin yanlış gittiğini anlamaya başlamıştım. Toparlanmam gerekiyordu. Bir adım atmalıydım ama hayat şartlarım buna müsaade etmiyordu. Tek bir çıkış noktası bulmuştum. Deneyecektim ama başarılı olabilir miyim bilmiyordum. Eğer o da olmazsa ne yapabilirdim gerçekten hiçbir fikrim yoktu. Sosyal Hizmet bölümünü 4 yıla tamamlayıp lisans diploması alarak iş alanımı genişletme niyetiyle Dikey Geçiş Sınavı'na girdim. Sınava hiç çalışmamıştım. Puanlar açıklandığında Açık Öğretim Fakültesi'ne yönlenmiştim. Ancak, diğer uçta duran Sosyal Hizmet İngilizce kısmını fark ettiğimde birden her şey değişti. İngilizce bilmiyordum ve zamanım ve imkanım varken bunu öğrenebilirdim. Yalnız bir sıkıntı vardı. Bu benim için olmasa da ailem için büyük bir sorun oluşturabilirdi. Bölüm, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde yer alıyordu. Uzaktı ve bu durum ekonomik olarak sorun teşkil edebilirdi. Çünkü; zaten benim bir mesleğim vardı, eğer işe girmiş olsaydım kendi ekonomik gelirimi sağlamaya başlayacaktım. KKTC 'de öğrenci olarak devam edersem eğer, babam bana para göndermeye devam edecekti. Hem de İzmir'de okurken elime geçen miktarın kat ve kat fazlasını... Orada hayat pahalıydı ve bunun bilincindeydik. Bunu babamla konuştuğumda, KKTC'de eğitim alma konusunda şaşırtıcı bir şekilde beni destekledi. Artık, hayatım kendi isteklerim doğrultusunda şekillenmiyordu. Mutsuzluğumu en aza indirebilmem için olumsuz seçeneklerin  arasından kendime en uygun olanı seçmeliydim. Puanım yetti ve Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi Sosyal Hizmet (İngilizce) bölümüne %75 burslu olarak girme hakkına sahip oldum. İstediğim bir yer değildi. Buna mecburdum. Burası kendimi toparlamam için büyük bir kaçış noktasıydı... Bu kaçışın ardında; hayatı daha net sorgulama isteğim vardı. Aynı zamanda kendime yeni bir iş alanı da yaratmış olacaktım. Her şeye sil baştan başlamanın verdiği dinginlik, hayattan keyif almamı engelliyordu. Uzun bir müddet bu böyle devam etti. Daha sonra düzenime alıştım ve hayata bakış açım yeni umutlarla şekillenmeye devam etti... Bu sene mezun olacağım ve aynı düzenin içerisine farklı bir birey olarak katılacağım. Umutların, çabaların, deneyimlerin  eksilmediği ancak, hayata pembe panjurlu masal evden bakmayacağım yeni bir döneme adım atacağım. 

    Demem o ki, hayat yaş ve yaşanmışlık itibariyle bizlere farklı pencerelerden bakabilmemiz için deneyimler yaşatıyor. Koşullar, kimi zaman elimizde olmayan nedenlerden dolayı bizleri yıpratsa da unutmayalım ki seçim hakkımız ve umudumuz varsa biz bu koşulları kendi lehimize çevirebiliriz. Her zaman mutlu olabileceğimiz bir hayatta yaşamıyoruz elbette ki... Ama ''Neden mutlu olmayalım ki?'' düşüncesini aklımızın bir köşesinde tutarsak eğer, mutsuzluktan o denli uzaklaşabileceğimizi unutmayalım lütfen... Her şeyin başı sağlık diye boşuna demiyoruz. Hem kişisel sağlığımız hem de sevdiklerimiz sağlığı yerinde olduğu müddetçe aşamayacağımız zorluk yoktur diye düşünüyorum...

Sağlık ve sevgiyle kalın temennisiyle mutlu yıllar dilerim.  :)

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Yorum yazmak için üye girişi yapınız! Üye Girişi

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Reklam Alanı