Haber Üstü Reklam Alanı

Ana Sayfa / 

Sevmeyin Bizi!

28.11.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır



25 Kasım’da “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” kapsamında, pek çok organizasyon yapıldı, sesler yükseltilerek sağır kulaklara bağırıldı,  devletimiz sağ olsun, tüm dünyada “kutlanan” bu günde bizim kadınlarımıza da “e hadi madem siz de ufak tefek bir şeyler yapıverin bugünlük” dedi, ancak çok yüksek sesli ve “gereksiz” olanlar “münasip bir şekilde” susturuldu, Taksim’de “şiddet karşıtı” gösteri yapan kadınlara polis tarafından gaz sıkıldı,  toplumun huzurunu bozan bu kadınlar bir kez daha “şiddeti hak ettikleri” için  coplarla ve plastik mermilerle etkisiz hale getirilip, şiddet, pardon saadet zincirinin selameti açısından evlerine geri gönderildi.. İyi tarafından bakarsak, günün sonunda,  “Şiddete nasıl maruz kalınır? Şiddet nasıl hak edilir? Kadınlar nasıl layığını bulur?” gibi hiç akıllardan çıkmayan sorulara, günün anlam ve önemine uygun olarak, cevaplar bulundu, kalabalık bir kadın grubu üzerinde, aşkına cevap vermeyen sevgilisinin yüzüne kezzap atan adamı temsilen gaz bombaları, boşanmak isteyen karısına şarjör boşaltan adamı temsilen plastik mermiler, yemeği sıcak koyduğu için karısını sopayla döven adamı temsilen de coplarla, gerçek kadınlar üzerinde –gerçekçi olsun diye- uygulamalar yapıldı, kadınlar şiddete hazırlandı, konferans salonlarında, açık oturumlarda yapılan nafile konuşmalardansa, böylesi bir tecrübeyle kadınlara uslu durmaları bir kere daha öğretilerek büyük bir iyilik yapıldı, moda tabirle “farkındalık” yaratıldı..! Eh kısmet olur da 8 Mart’ı görürlerse, içlerinden “nush ile uslanmamış”, “tekdir edilmiş” ama yine uslanmamış, e hak ettiği kötekle de akıllanmamış bir kaç kadını Taksim meydanında astık mıydı, şu kadına şiddet meselesini kökünden halletmek işten değil.. 

Ben de biraz ders çalıştım günün anlamı nedeniyle bu arada, güzel ve sevgi dolu ülkemin istatistiklerine baktım.. Gerçi biz milletçe sevmeyiz bu istatistik işlerini, hele bir de herkesin bildiği ama sessizce ve sinsice örtbas etmeye çalıştığı gerçekleri gözümüze sokuyor, bir tokat gibi çarpıyorsa yüzümüze –ki biz o eli kırmasını da iyi biliriz- hemen daha önemli rakamlarla değersizleştiririz, önemsizleştiririz durumu; dolar deriz, benzin deriz, borsa deriz, duble yol, havaalanı, köprü deriz..  ya da daha değerli acılarımız vardır bizim, şehit cenazelerimiz, son yılların en büyük toplumsal kazanımı vicdansızlığımızla,  ölümden kaçırıp ölüme gönderdiğimiz mültecilerin kıyıya vurmuş cesetleri var, fıtrat ölümlerimiz var, geçim sıkıntısından canına kıyan insanlarımız var,  var da var.. Yani güzel memleketimizde mesele “pisi pisine” ölmekse, istatistiklerden istatistik beğen..

Sadede gelelim, gün önemli! Efendim durum şu; Türkiye’de son 10 yılda işlenen kadın cinayeti sayısı  3 bin civarı, bu cinayetlerin %46’sı koca tarafından işlenmiş, kalan kısmını tahmin edersiniz, terk edilen  sevgili, reddedilen erkek, namus koruyan erkek kardeş, baba vs.. Ülkemizdeki 15 yaş ve üstü kadınların %60’ı yaşamlarının herhangi bir bölümünde fiziksel ve cinsel şiddet görmüş, görmekte.. bu kadınların % 64'ü kocalarından, % 12'si ayrıldıkları kocalarından, % 8'i birlikte yaşadığı erkeklerden ve % 2'si de kocalarının ailesinden şiddet görmektedir. Şiddet gören her 4 kadından biri bundan kimseye bahsetmiyor, ne de olsa kadın olmanın fıtratında var diyor belki.. Ya da sevdiği biri tarafından yapıldığı için, onun yerine, onun adına utanıyor, yemeğini yapmak, çamaşırını yıkamak gibi utanmak da ona düşüyor belki de.. Korkunç daha pek çok rakam verebilirim ancak meseleyi rakamlara boğmak istemem.. 

Tabloya bakınca ilk dikkati çeken şu; AŞK! Kadınlar kendilerini “öldüresiye seven” erkekler tarafından dövülüyor, öldürülüyor.. dayandığı omuz, sığındığı liman mezarı oluyor kadının.. Aşkını ifade etmek için “ya benimsin ya kara toprağın” diyen,  “seni kendimden bile kıskanıyorum” diyen ve maalesef aşkı, kıskançlık derecesiyle doğru orantılı kabul gören erkek, aşkı için aşkını öldürüyor.. bu aşk, cinayeti yargılayan yargıçlar nezdinde dahi kabul görüyor, “tutku derecesinde sevmenin neticesinde” öldürmek hafifletici sebep olarak tutanaklara geçiyor.. nasıl ki açık giyinen, kahkaha atan, gece sokakta yalnız dolaşan kadın erkeği tahrik ediyor ve tecavüze uğrayarak “layığını” buluyorsa, kocası ya da sevgilisi tarafından aşırı derecede sevilen kadın da bu tutkulu ve zavallı erkeklere “başka bir şans bırakmayarak”  kendi ölümüne sebep oluyor.. 

Bu toplumda doğduğu andan itibaren “ezik olmaya, bir adım geri durmaya, edebiyle susmaya” evrilen kız çocukları ve “ sen aslansın kaplansın, vurduğun yerde gül biter, delikanlı adamsın” diye büyütülen oğlan çocukları olduğu ve kadına yapılan her saldırıda, cümleye bir “ama” ile başlandığı sürece, yılın birkaç “önemli” gününde demeç verip, her kadın cinayetinde adetten ses çıkaran, sosyal medyada  hashtage’lerle “duyarlılık” gösterenlerin samimiyetlerinin kerameti, kendilerinden menkul olacaktır. Çünkü muhtemeldir ki, en çok yazıp çizen, en duyarlı gözükenler bile, o yumruğu kaldırmasalar da ceplerinin içinde saklamışlardır en az bir kere, genlerinin gücü adına.. Çünkü bu sözde duyarlılık, bizim daha bir sürü riyakarlıklarımızdan sadece biri maalesef.. 

 

Hani diyor ya güzelim şarkıda; “dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak herşey”. Yok bize göre değil bu, bizde bir insanı sevmekle bitiyor her şey..

 

Bu nedenle  bir şey diliyorum ben böyle özel günlerin hatırına er kişilerden; LÜTFEN SEVMEYİN BİZİ!!

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Yorum yazmak için üye girişi yapınız! Üye Girişi

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Reklam Alanı