Haber Üstü Reklam Alanı

Ana Sayfa / 

Eylül’le Geldi Ayrılık Sevda Ölüm PİŞMANLIK ASLA

12.9.2019
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır



Bugün günlerden 12 Eylül 2019. Bundan tam 39 yıl önce, Amerikan Emperyalizmi ile beraber iş tutan gerici, faşist ve yobazların, 6. Filoyu kıble yapan katil sürülerinin, Türkiye’de yükselen özgürlük mücadelesini bastırabilme adına, Genel Kurmay Başkanı Kenan Evren Kara, Hava, Deniz ve Jandarma Komutanlarının başını çektiği, Faşist Cunta rejimin ülke yönetimine el koymasının 39. Yılı.

Bundan tam 39 yıl önce Türkiye’de başlayan faşist karanlık rejim hala yürürlükte. Siyasi partiler hala kendilerine gelemedi, Özgürlükler hala kısıtlı, muhalif Gazeteci olmak hala suç, emekçiler hala alabildiğine sömürülüyor. Eğitim eşitliği yok, parası olanın okuyabildiği, parası olanın sağlığa kavuştu, işçi ve köylü sınıfının yok edildiği, ülkenin kuru soğanı, arpayı, buğdayı üretemez duruma getirilişinin 39. Yılı, işte bugün. 

Peki 12 Eylül 1980’de Gaziemir’de ne oldu. Askeri Cunta rejiminin Gaziemir’e girişi 26 Eylül 1980’de  oldu. Aralarında benim de bulunduğum kadını, genci, çocuğu ve yaşlısı olmak üzere yaklaşık on beş kişinin göz altına alınması ile başladı. Eski Gaziemir Belediyesi altında bulunan Gaziemir Karakolunda başlayan göz altı süreci, birkaç günlük Hava Teknik Okullarında oluşturulan nezarethane koğuşlarında devam etti. 

Hava Teknik Okullarında göz altı sürecinde bize kapıdan bakan subay ve astsubayların işte bunlar Gaziemir’in Anarşist ve Komünist’leri sözleri hala kulaklarımda. Kapıda açılan delikten bize bakılıp gidilince, kendimi hayvanat bahçesindeki kafesin içindeki bulunan hayvanlara, onları da, gişeye para ödemeden hayvanat bahçesini gezen ziyaretçilere benzetmişimdir. 

Birkaç günlük Hava Teknik Okulları kampımız son bulduğu söylemi ile asıl işlem göreceğimiz, Çankaya’da bulunan İzmir Emniyet Müdürlüğünün en üst katında bize ayrılan bölümlere yerleştirilmemiz ile devam etti.

Orada bulunan mobilyaların tasarımlarını görmeyelim diye her halde, gözlerimizi siyah bezlerle örterek bizlerle konuşuyorlardı. Eylül ayı olması nedeniyle hepimin üzerlerinde kısa kollu giysiler bulunuyordu. Oda rezervasyonlarımızı alan çalışan bizleri duvar dibinde beklememiz söyledi. Bize hoş geldin demek amacıyla ellerimizi sıkmak yerine, enselerimize sert biçimde dokunarak, ismimizi, buraya nereden ve niçin geldiğimizi sorarak işleme başladılar.

Hemen yanı başımda, hatta omuz omuza durduğumuz Çökelek lakaplı aile bireylerinden, Mehmet Özer’in buraya niçin geldiniz sorusuna verdiği, ben buraya gönüllü gelmedim, kardeşim Ahmet Özer’in sayesinde buradayım cevabı, kısa sürelide olsa beni gülümsemeye itti. 

Kısa bir süre sonra odalarımıza geçebileceğimiz söylenerek, refakatçiler eşliğinde odalarımıza yerleştirildik. Odamız iki ayrı bölümden oluşuyordu. Bir kapısında Bay, diğer kapısında bayan yazıyordu.Bugün WC’ler de  olduğu gibi. Fakat WC değildi. Çünkü Tuvalet yapmamız yasaktı. Bizim gruptan oda arkadaşım rahmetli Çökelek Remzi Özer’di. Odamız çok kıymetli olduğu için her kez burada kalmak istemiş her halde. Sayımız bazen yirmi, bazen yirmi beş oluyordu. Odamız da oturmak imkansız,ayakta durarak, duvara dayanarak uyku haline geçebiliyordun. Rahmetli Remzi Özer Amcam o iri yarı cüssesi, ilerlemiş yaşına rağmen konforlu otelimizde! kalmaya devam etti.

Günün yirmi dört saati, bulunduğumuz koridordan gelen tanıdık, tanımadık çığlık seslerini dinlerken, bize üzülmeyin sizlere de sıra gelecek, sizlere de böyle şarkılar söyleteceğiz diyerek, ses ayarı vermeyi ihmal etmediler.

Benim yaklaşık dört gün süren Çankaya serüvenim bir elin değmesi ile son buldu.  Gaziemir emniyetinde bulunan, Gaziemir’li muhbirler aracılığıyla geriye kalan birçok arkadaşımızı günlerce süren göz altına alınmasını sağladı. Bu arada Gaziemir’de yapılan Kahrolsun ‘Faşist Diktatörlük’ yazılı bildiri ve pullama çalışmalarının kabağı, yine benim başımda patladı. Her gece evimize yapılan asker ziyaretlerinden birinde, benim de onlarla gelmemi rica ettiler. Yaşım tutmadığı için Annem ve Babam’dan izin istediler. Onlar izin vermemesine rağmen beni kendileri ile gitmeme zorla ikna ettiler. Gaziemir Karakolunda başlayan serüvenim, tekrar Gaziemir Hava Teknik Okullarında devam etti. Hava Teknik Okullarına yine gözümüze takılan siyah bantlar la yaptığımız ziyarette, beni hiç de hoş karşılamadılar. Son günlerde Gaziemir’de yapılan ‘Kahrolsun Faşist Diktatörlük’ yazılı bildiri ve pulların ben tarafından yapıldığı ile ilgili ihbarlar olduğunu belirttiler. Belki ilgim olabilirdi, fakat bunları onlara söylemem ayıp olur düşüncesi ile bilmiyorum sözcüğünü söylememe rağmen, ikna olmadılar. Çankaya’da kaldığım sırada söyletilen şarkılarda seslendirilen, çığlık sesini benim sesimden duymak, yanımda bulunan arkadaşıma da, dinletmek istemiş olacaklar ki, saatlerce benden çığlık sesi vermemi istediler. Şarkı bitip kalkınca, boyumun birden epey büyüdüğü hissettim! Fakat onlar boyumun büyümesini istemedikleri için! sırtıma güçlü birini verip gezdirmemi istediler! Saatler sonra boyum eski haline geldi. Sabahın ilk ışıkları göründüğü sırada Gaziemirli bir arkadaşımızın evini bulamayan resmi arkadaşlar, benden yine zorla yardım istediler. Ben de evini bilmiyorum dememe rağmen, resmi arkadaşlar ikna olmadılar. Beni de yanlarına alarak gittikleri Yeşil Mahallenin bir yerinde, nerede bu ev sorusuna, yine bilmiyorum cevabı sonrası, resmi arkadaşların birinin hoşuna hiç gitmemiş olacak ki, boğazıma yaptığı sert darbe sonucu, bir ara vücudumun göğe doğru, yükseldiğini görmeme neden oldu! Neyse ki zamanım dolmamış beni geri döndürdüler!

Diğer arkadaşlarımız yaklaşık dokuz gün kadar sonra ancak Çankaya'dan ayrılarak, kendilerine Buca’da ayrılan bölüme yerleştirildiler. Güzelyalı Hava Teknik Okullarında başlayan davalar sırasında, Gaziemir’in tek devrim şehidi Şazıman Kansu, orada ifadelerim işkence altında alındı, ora da yazdılar mı bilmiyorum, Roma’yı da ben yaktım diyerek kendisine yüklenmek istenen bütün suçları kabul ettiğini söylemesi olayın gerçek boyutunu anlatıyordu. On sekiz ay süren davalar sonunda Ahmet Özer ile Şazıman Kansu’nun dört buçuk yıl ceza alması, diğerlerinin yattıkları 18 ay cezanın yeterli olduğunu kanısıyla son buldu.

Şazıman Kansu ve Ahmet Özer’in ikametleri bu arada, Buca’dan Çanakkale’ye alınmıştı. Çanakkale’de olumsuz şartlardan, kötü muameleden vücudu yorgun düşen Şazıman Kansu, 1985 yılının başında İstanbul Bayrampaşa Ceza evine, oradan kalp kapağının değişmesi amacıyla Çapa Hastanesine gönderildi. O dönemde çıkan pişmanlık yasasından yararlanarak tahliye olabileceği defalarca önerilmesine rağmen, o ben pişman olursam her gün ölürüm, oysa ben bir kez, pişman olmayarak ölmeyi tercih ediyorum sözü ile tahliyesine beş ay kala, 1985 yılının Ekim ayında, aramızdan ayrıldı. Bugün Gaziemir Eski Mezarlığında bulunan bu güzel insanın mezar taşında ‘ Tütün İşçisi, Eylül’le Geldi Ayrılık Sevda Ölüm PİŞMANLIK ASLA’ diyecek kadar onurlu bir yaşamı geride bıraktı. 

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Yorum yazmak için üye girişi yapınız! Üye Girişi

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Reklam Alanı